TAMAM, ALDIK GAZI UÇUYORUZ… DA!…

imagephotography by Charles Emir Richards

31.05.2013, sabah 05:30’dan itibaren, aldık gazı uçuyoruz.

Dozunu yüksek tuttuklarından olsa gerek, havalandıkça havalandık. Ne olur, ne olmaz bunlar tüpe-tinere-sinek ilacına-metan’a alışkındır, bakarsın biberi-portakalı hafif kaçar diye, aralara yarım metrelik coplar, tekmeler-tokatlar, Toma’lar-Moma’lar, Allah ne verdiyse takviye de aldık ki, uçuşumuz sağlam olsun.

Şükür Allah’a, kafamız iyi.

İyi de, artık bu kadar havalanmak yeter. Şimdi, hafiften yere konup, aklı önümüze yatırıp, düşünüp-taşınıp, fikirleşip-tartışıp, adam olma zamanı.

Nihayet gücümüzü gördük. BİZ’in ne olduğunu, BİR’in ne olduğunu anladık.

Şimdi AKIL’lı olma zamanı.

Bizi havaya zıplatan hiç bir şey, bizden habersiz, gökten inmedi. Bugün icraatından/yönetiminden memnun olmadığımız bu iktidar, zorla bize kendini seçtirtmedi. Eee, o halde?… Bütün suçu TBMM’nde, iktidar partisinde ve Başbakan’da mı arayacağız? Ya da Cumhurbaşkanı…. ve aklımıza ilk gelen devlet yönetim kademelerinde?…

Yani biz akıllıydık, akıllı işler yaptık da, sadece bu lanet olası hükümet mi hiç memnun olmadığımız halimizin nedeni?… Ve yine, biz çok akıllı davranarak, şu müthiş aklımızla seçeneksiz bıraktığımız bu iktidarı, hemen bu ayaklanmayla alaşağı edip, kendimizi daha da büyük bir kaosun içine bırakma akıllılığını mı göstermeliyiz?

Allah aşkına, amacı yanlış anladığımı söyleyin bana… Çünkü bu amaç, bizi bir çözümsüzlükten, diğer bir çözümsüzlüğe atlatmaktan öte geçmez.

Bakın size söyleyeyim; “suçlu ayağa kalk!” dendiğinde, bi bakmışız hepimiz ayaktayız;

Seçim sistemi ile yönetilen ülkemizde, seçmeyi beceremiyerek, ayaklanmak zorunda kaldık ve beceriksizliğimizi / elimizdeki nimeti kullanamadığımızı dünyaya kanıtlamak üzere falan değiliz, kanıtladık!

Hadi kabul edelim artık; Akılsızlık ettik. Oldu bir kere, bu demek değildir ki, akılsızlığa devam edeceğiz… 

Sanırım pek de farkında olmadan farkına varabildiğimiz bir şey oldu bu ayaklanmada; BEN’lik, sanki BİZ’e, BİR’liğe döndürdü ibresini. 

Artık bundan sonrası önemli; ne yapacağımız, nasıl yol alacağımız önemli. Ne istediğimizi, ne için bu ayaklanmayı yaşadığımızı biliyor olmamız önemli. Zaten elimizde olan ama kullanmamayı seçtiğimiz demokrasiyi hayatta tutarak, ‘seçeceğimiz doğru’yu saptayacağımız yeni sistemi ortaya koyacak aklı göstermemiz önemli.

Şu an hepimiz, çözümsüzlüğün isyanındayız.

Ardında kuvvetli bir fikir olmayan çözümsüzlüğün isyanını, çözüme götürecek bir fikir hareketine devşirmek, hala pek mümkün.

İşimiz şimdi başlıyor yani!

by PO. _03 Haziran

“Yine dünya BİR’liğimiz ile inleyecek. Ama bunu, aptallık yapıp farklı fikirleri dinlemeyerek, doğrusunu seçmeyerek başaramayız.”  - Kaan Onay 

Ruhumun Hallerinden: “Öğretmenim, canım benim….”

image

Son 4 günüm…

Ruhumun, “üzerimde gökyüzü, altımda deniz… kanat açmışım bilmem ki nereye; her yerden her yere…” halinin gereği bir içerikle, yoğun/dolu akıp geçtiği, iz bırakan ‘an’larla yüklü günlerim…

Denizde olmanın huzuru, güveni, özgürlüğü…

Birlikte olduğun insanların dostlukları…

Mutluğuma kaynak olan bir diğer konunun, büyük hevesle bağlı olduğum denizde, denizciliğe dair, kazandığımı farketmediğim özgüvenimle buluşmam olduğunu kavrayışım…

Farketmeden kazandırıldığım bilgilerin sağlamlığı, fikirlerin / görüşlerin / deneyimlerin isabeti…

İlk kez denizde kendi bilgime güvenmenin ve kullanmanın lüksünü yaşadım. Kendimde bu güveni farketmek, pek hoşuma gitti itiraf edeyim…

Ne şanslıyım ki, ‘denizce’yi hakiminden öğrenmeye başlamışım.

Ne şanslıyım ki, beni ‘denizce’ doğru geliştiren / geliştirmeye devam edecek bir öğretmenim - dostum var.

Teşekkür ederim!

Bir ‘hal’…

 image -Photography by Misha Gordin.

İnsanın bir anda kendine yabancı olması, ne sarsıcı bir hal…

Kendini, maksadının çok uzağında,

tamamen bambaşka bir karakter olarak izlemesi…

Hiç tanınmamış olduğuna ayması…

Şaşkınlık…

Hayal kırıklığı…

Tekrarlanan / harcanan ‘an’lar…

Ve anlamak!

Kendi kendini gözardı edişini anlamak…

Tek olduğunu bilmesine rağmen,

cadı kazanında kaynatılmaya,

tüm nefes yollarının kapatılmasına,

kuvvetle dibe çekilmeye

izin verişi…

Maksadını gizleyen davranış giysisinin

kendisine giydirilmesine, baş eğişi…

Ne sarsıcı bir ‘hal’!..

Bir o kadar da umutlu…

Anlamakla başlayan…

Uyutulan mekanizmalarının hayata geçişi…

Üzerine oturmayan elbiseden sıyrılış…

Göğsünü ‘yeni’ye açış…

Gerçek rolüne bürünüş…

Yüzünü ‘doğru’ya dönüş!

Ne umutlu bir ‘hal’.

PO.

RUHUMUN HALLERİNDEN: Think Spring!…
54. mayısta, dönüp ardıma baktığımda
bir kez daha gördüm ki;
Ardı arkası gelmeyen bir devinim içinde
deneyimliyorum,
öğreniyorum,
algılıyor / anlıyorum.
Gelişiyorum.

İçine düştüğüm bu oyunu çok seviyorum.

Ne mutlu bana,
dünyaya geldim.
Ne mutlu bana,
kadınım,
anneyim,
‘insan’ım.

Ne mutlu bana,
en yoğun duygularımı birlikte yaşadığım,
yaşamı paylaştığım,
ortak algıda olduğum
‘özel insanlarım’ var.

Hemen hepsi,
-bazıları çok uzaklarda olsalar da-
kalbime dokunma mesafesinde,
yanıbaşımda…

‘İnsan’lığıma katkınız için,
her birinize tek tek
çok teşekkür ederim.

RUHUMUN HALLERİNDEN: Think Spring!…

54. mayısta, dönüp ardıma baktığımda

bir kez daha gördüm ki;

Ardı arkası gelmeyen bir devinim içinde

deneyimliyorum,

öğreniyorum,

algılıyor / anlıyorum.

Gelişiyorum.

İçine düştüğüm bu oyunu çok seviyorum.

Ne mutlu bana,

dünyaya geldim.

Ne mutlu bana,

kadınım,

anneyim,

‘insan’ım.

Ne mutlu bana,

en yoğun duygularımı birlikte yaşadığım,

yaşamı paylaştığım,

ortak algıda olduğum

‘özel insanlarım’ var.

Hemen hepsi,

-bazıları çok uzaklarda olsalar da-

kalbime dokunma mesafesinde,

yanıbaşımda…

‘İnsan’lığıma katkınız için,

her birinize tek tek

çok teşekkür ederim.

Büyüyorum _ 54 mayıs_

Çok iyi biliyorum ki hepimiz,

adına hayat denen bir büyük oyunun içinde rol arkadaşlarıyız.

Her birimiz, bir diğerimizin oyununu sergileyebilmesi ve tamamlayabilmesi için sahne alıyoruz.

Kimimiz büyük bir çoşku, mutluluk ve sevgiyle.

Kimimiz  büyük bir hayal kırıklığı, üzüntü, keder ve acıyla.

Kimimiz iç ısıtarak.

Kimimiz can yakarak.

Aslında ‘tek bir’ yaşamı, ‘tek’ olduğunu bilmeden/bilemeden,

değip geçen ya da kalıcı olan rollerle,

yıllar sonra da olsa tamamlanan, yarım kalmış sahnelerle

sürdürüyoruz.

Deneyimliyoruz.

Öğreniyoruz.

Öğretiyoruz.

Anlıyoruz.

Anlatıyoruz.

Bu oyunu seviyorum.

Bu oyunda sahne aldığım rol arkadaşlarımın her birini -hangi rolü üstlenmiş olurlarsa olsunlar- seviyorum;

Beni ‘biz’ yapanlar çünkü.

Beni ‘insan’ edenler çünkü.

Yaşıyorum,

ardı gelmeyen bir hareketin içerisinde.

Ölüyorum,

durduğum an.

Büyüyorum,

geçmişinden mutlu,

geleceğinden umutlu.

Ne mutlu bana,

büyüyorum!

PO. _54 mayıs_

image

Ruhumun Hallerinden:
Kutu kutu odacık!Her biri, bir diğerinden korunaklı.
Her biri, bir diğerine yakın.Görünürde çözümsüz.
İçindeyken çorap söküğü…
 

Ruhumun Hallerinden:

Kutu kutu odacık!

Her biri, bir diğerinden korunaklı.

Her biri, bir diğerine yakın.

Görünürde çözümsüz.

İçindeyken çorap söküğü…

 

Bir Küçücük Aslancık…

 

Bir küçücük aslancık varmış

Kırlarda  koşar oynarmış

Babası onu çok severmiş

Sen benim canımsın dermiş

Aslan baba harpte vurulmuş

Küçük aslan köyden kovulmuş

Bu hikayenin sonu yokmuş

Söyleyemem, söyleyemem yokmuş

 

5 yaşımda, mandolinle ilk çalmayı becerebildiğim şarkıydı bu.

Beni çok etkilemişti. Büyüdükçe, neden bu kadar etkilediğini anlar oldum. Önceleri Küçük Aslana çok üzülürdüm. Köy halkının onu hiç sevmediğini ve dışladığını düşünürdüm. Ondan kurtulmak istemişlerdi.

Yaş aldıkça, asıl kurtulmak istediklerinin Küçük Aslan değil de Aslan Baba olduğunu kavradım.

Ve etrafımdaki Küçük Aslanları farkeder oldum.

Ve onların Aslan Babalarını…

 image

Yeni bir can… Yeni bir hayat…

Yüzüme, geniş bir tebessüm,

içime, taşan bir sevinç oturdu…

Algıladığımız her olumsuzluğa rağmen

hayata gelen yeni bir ‘can’

engin bir ‘deniz’in çoşkusunu, dinginliğini, bereketini, özgürlüğünü yaşatıyor bana…

Hoşgeldin Deniz Bebek!…

Ailene ve yaşama mis kokular saçarak büyü…

Aylin, Volkan, Can ve yeni can Deniz… 

Yaşamıma değmenizden çok mutluyum.

‘Ben’den, ‘O’na…

İki ‘doğru’ nasıl bu kadar büyük bir ‘yanlış’ eder?

Mükemmele eşitlenmesi gerekirken…

Aslında cevabı biliyorum;

iki doğru arasında bir ‘mantıksal bağ’ gerekir. Matematik bunu söyler.

Sanırım sadece sabırsızlık ediyorum.

Fuzuli geldi ziyaretime bu akşam…

 

Öyle ser-mestem ki, idrâk etmezem dünyâ nedir?
Ben kimem, sâki olan kimdir, mey-i sahbâ nedir?

Gerçi cânândan dil-i şeydâ için kâm isterem,
Sorsa cânan bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir?

Vasldan çün âşıkı müstağnî eyler bir visal,
Âşıka mâşukdan her dem bu istiğna nedür? 

Hikmet-i dünya vü mâfiha bilen ârif degül,
Ârif oldur bilmeye dünya vü mâfiha nedür? 

Âh u feryâdun Fuzûlî incidübdür âlemi,
Ger belâ-yı ışk ile hoşnûd isen gavga nedür?

Tweet